Ertem efendi ve Sezai bey, ellerindeki sermaye ile birer fotokopi dükkanı açtılar.
Birinin dükkanı yolun bu tarafında, diğeri de karşisındaydı. 
Her ikisi de ellerindeki 15 bin YTL sermayenin 5 bin YTL’si ile birer fotokopi makinesı almış, kalan paralarıyla da dükkan kiralayıp malzeme stoku ve diğer harcamaları yapmışlardı.

İşler fena gitmiyordu… Sabah saat 09:00′da dükkanlarını açıyorlar, akşam saat 18:00′de kapatıyorlardı. 
Her ikisi de günde ortalama 600-700 fotokopi çekiyordu.

Aradan biraz zaman geçti… Ülkede yapısal değişimden falan bahsedilmeye başlamış ve yeni bir hükümet kurulmuştu. Çektikleri fotokopi sayısı her gün hızla artıyordu. Bir günde, binin üzerinde fotokopi çekmeye başladılar. Bu nedenle de akşam 19:00′a kadar çalismak zorunda kalıyorlardı.

Günler geçtikçe, fotokopi çektirenlerin sayısı arttı ve akşamları saat 21:00′e kadar çalismak zorundaydılar artık. Ama mutluydular. Çünkü fotokopi makinelerinin maliyetinin yaklaşik yüzde 30′unu kâr olarak çikarmislardi. Böyle giderse bir seneye kalmaz, makineler kendilerini amorti ederdi. 

Bir sabah dükkan’dan içeriye takım elbiseli, beyaz gömlekli, temiz yüzlü genç bir adam girdi. Ertem efendi adamı “buyur” edip bir çay ikram etti. 

“Görüyorum ki çok yoğunsunuz, bu yüzden fazla zamanınızı almayacağım. Neden hemen bir fotokopi makinası daha almıyorsunuz?” dedi genç adam.

“Alırım ama henüz bu makinenin parasını çikarmadim. Önce bu kendini bir ödesin, sonra düşünürüz.”

“Bakın beyefendi, piyasalar hızla açılıyor ve genişliyor. Fotokopi ihtiyacı gün geçtikçe artıyor ve siz bu talebi ancak gece yarılarına kadar çalisarak karşilayabiliyorsunuz. Ben Amerika’da ekonomi tahsili aldım. Ekonominin genişlediği zamanlarda yeni yatırım yapmazsanız, çok büyük fırsatları kullanmamış olursunuz.”

Ertem efendi sordu…

“İyi söylüyorsun da, bende şu an yeni bir fotokopi makinesine yatıracak para yok. Elimdeki para ile ancak bunu çeviriyorum.”

“Şu söylediğinize bakın… Ben bankacıyım, hemen bir imzanızla size kredi açarız ve yeni bir makineyi yarın sabah dükkana getirebilirsiniz. Üstelik bir de eleman alırsınız, bu kadar yorulmazsınız ve evinize yine akşam 18:00 veya 19:00′da gidersiniz. Bu sayede ekonomiye ve yeni istihdam yaratarak işsizliğe de olumlu katkı yapmış olacaksınız.”

Onlar bunları konuşurken, fotokopi çektirmeye gelenler de kuyruk olmuşlardı. Talep adeta patlamıştı. Fotokopi çektirmeye gelenlerden biri diğerine
“Haydi diğer dükkana gidelim” dedi.
Ötekisi cevapladı; “Ben oradan geliyorum, orada da kuyruk var.”

Ertem efendi biraz düşündükten sonra, genç bankacıya döndü ve;
“Benim rahmetli babam, ‘ne iş yaparsan yap ama sermayenle yap, başkasının parasına güvenerek sakın iş yapma’ derdi. Teklifine teşekkür ederim. Bu makine kendini ödesin, ikincisini almak için, en az yüzde 70′i kadar parayı biriktireyim, o zaman yenisini almayı düşünürüm. Borç almaya niyetim yok.”

Temiz yüzlü, genç bankacı, küçümseyen bir eda ile tebessüm ettikten sonra “çok pişman olacaksınız” diyerek dükkandan ayrıldı. 

Bankacının arkasından baktı… Karşi dükkan’a girdiğini gördü. Ertem efendi, başinı iki yana sallarken fotokopi çekmeye devam ediyordu. 

Ertesi sabah dükkanını açtığı sırada, karşi dükkanın önünde bir kamyonet durdu. Yeni bir fotokopi makineyi indiriyorlardı. Belli ki Sezai, bankacının söylediklerine ikna olmuştu.

Artık, bir günde çektigi fotokopi sayısı 2 bine yükselmişti ve gece saat 23:00′lere doğru evine gidebiliyordu. Birçok müşteri de kuyruk beklememek için, iki tane fotokopi makinesi olan Sezai’nin dükkanına gidiyor ve bu nedenle de kendisi müşteri kaybına uğruyordu. “Hata mı yaptım?” diye kendisine sürekli soruyor ama babasının sözü hiç aklından çikmiyor, sonra “doğru yapıyorum” diyordu. Çünkü babası yıllarca üretim ve ticaret yapmış, nice krizleri görmüş geçirmiş adamdı.

Bir süre daha geçti. Sezai, bazı tadilatlar yaparak, yan dükkanı da içine kattı ve yeni bir makina daha aldı. Böylece üç makina ile çalismak daha kolay olacaktı. Üstelik çalistirdigi eleman sayısı da üç kişiye çikmisti. 

Sezai’nin bir günde çektiği fotokopi sayısı 10 bini aşarken, Ertem efendi, kendi başina çalisiyor, geç saatlerde eve gidiyordu.

Aradan bir yıl daha geçti. Birlikte bu işe giriştikleri Sezai, artık Sezai bey olmuştu. Yeni aldığı lüks arabası, dükkanın önünde pırıl pırıl parlarken, şoförü de Sezai beyi oraya buraya, toplantılara götürüp getiriyordu. Üstelik artık Sezai’ninki sadece fotokopi dükkanı değil, koca bir kırtasiyeci dükkanıydı. Nasıl olsa firmalar vadeli bir şekilde kırtasiye malzemeleri veriyorlardı. Dükkan içinde yok yoktu.

Ertem ise bir fotokopi makinesiyle, küçük dükkanında iş yapmaya devam ederken, biriktirdiği para ile yeni bir makine daha aldığında, Sezai’ninkilerin sayısı 5′e çikmis, bu sırada sokaktaki fotokopi dükkanı sayısı da beşe yükselmişti. Sezai’nin büyüme hızı çok çarpiciydi. 

Ertem efendi, bir gece yatağına uzandı ve;

“Babacığım, canım babacığım… bak bu sefer yanıldın. Senin verdiğin ögüdü tutmasaydım ben de en az Sezai kadar olacaktım. Bankacı haklı çikti…” 

İçinden tam bunları söylemişti ki, birden kafasında önemli bir soru belirdi. “İnsanlar neden böyle deli gibi fotokopi çektiriyorlar ve kırtasiye malzemesi tüketiyorlardı? Herkes bu kadar zenginleşmiş miydi? Daha önceleri 1 tane fotokopi çektiren müşterileri, neden bu sıralarda 5-10 tane fotokopi çektiriyorlardi?”

Sabah olduğunda doğruca dükkanında aldı soluğu. Bankacı’nın aylar önce geldiği zaman verdiği kartvizitini buldu. Hangi bankanın hangi şubesinde çalistigini not ettikten sonra, dükkanı kapatıp doğruca o bankaya gitti, ama bankadan içeri girmedi. Dışarıda bekliyordu. Bir ajan gibi bankacının nereye gittiğini ve gün içinde ne yaptığını ögrenecekti. Biraz sonra bankacının elinde çantasiyla çiktigini gördü. İzlemeye başladı. Bankacı doğruca, kendi biraz ilerideki üniversiteye gitti. Üniversitenin içinde bir masası vardı ve ögrenciler kuyruk olmuşlar, fotokopi çektirmek için kredi formu dolduruyorlar, 15-20 dakika sonra da, yan masadan kredilerini nakit olarak alıyorlar ve doğruca fotokopi çektirmeye gidiyorlardı.

Demek ki bu bankacı önce fotokopi çektirmek isteyenlere kredi açmış, işler patlayınca da fotokopicilere kredi ile makina satmıştı. Yani bir taşla iki kuş vuruyordu. Peki ya bu ögrenciler bir gün kredilerini geri ödeyemezse, babaları para gönderemezse ne olacaktı? Bu saadet zincirinin devam etmesine imkan yoktu. Ögrencilerin bu kredileri ödeyebilmeleri için, mezun olup iş bulmaları ve kendi gelirlerini artırmaları gerekiyordu. İki tane mezun ögrenci Sezai’nin yanında iş bulmuştu, fakat ögrencilere kredi kesildiği anda onlar da işsiz kalacaktı. 

Babasına bir fatiha okuyarak dükkanın yolunu tuttu. Dükkan’a geldiğinde, Sezai beyin lüks arabası yine yolun karşisında pırıl pırıl parlıyordu. 

Aradan bir hafta geçmemişti ki, Ertem efendi bir akşam evine gitmek için dükkanı kapattığında saat 18:00′di ve anormal bir gün olmuştu. Daha düne kadar iki makinasıyla 4 binin üzerinde fotokopi çekerken, bugün sadece 900 tane fotokopi çekebilmisti. Acayip bir durumdu. 

Ertesi sabah saat 09:00′da dükkanını açtı. Saat 10:00 olmasına rağmen sadece üç beş tane fotokopi çektiren olmuştu. Kapıyı kilitleyip doğruca üniversiteye gitti. Orası ana baba günüydü. Ögrencilerin anne ve babaları okulun önünde kızgın bir şekilde bağırıyorlardı. 

Aradan bir saat geçtikten sonra Ertem efendi olayın iç yüzünü ögrenmisti. Kısa bir süre önce birkaç ögrenci aldığı krediyi geri ödeyemeyince, bankacılar ögrencilere verdikleri kredileri geri çagirmislardi. Kredisini ödeyemeyecek durumda olanlar faizler yükseldiği için daha da batağa saplanırken, artık hiç bir ögrenciye yeni kredi açılmıyordu. Vadesi geldiği halde kredisini ödeyemeyen ögrencilerin anne ve babalarına haciz işlemi başlamıştı.

Ertem Efendi yeniden dükkana döndüğünde Sezai beyin dükkanında da anormallikler olduğunu sezdi. Genç bankacı ve Sezai bey hararetli bir tartışma içindeydiler. Bankacı, karşi dükkan’dan sinirli bir şekilde ayrıldıktan bir saat sonra, haciz memurları gelip dükkanda ne var ne yoksa arabalara yüklemeye başlamışlar, bu arada toptan kırtasiye malzemesi satan iş adamları da Sezai’nin dükkanı’na üsüsmeye başlamıştı. 

Akşama saatlerine doğru, Ertem efendi birkaç ögrenci için bir yandan fotokopi çekerken bir yandan da karşi dükkanı izlemeye devam ediyordu. Bir çekici, dükkan’ın önüne gelip Sezai beyin pırıl pırıl lüks arabasını da alıp götürdü. Sezai’nin dükkan’daki bütün varlıklarını ve arabasını satsanız, borçlarının sadece yüze 80′ini karşilayabiliyordu. Çünkü, elindeki fotokopi makinelerini ve arabayı bir hafta önce en az 100 bin YTL’ye satabilecekken, şimdi bunların toplamı 50 bin YTL bile etmiyordu. Bu gelişmeler sonrasında elindeki varlıkların fiyatları yarıya yarıya düşmüştü ama borçlar aynı borçlardı ve faiz işlediği için de artmaya devam ediyordu. 

Krediler geri ödenemedigi için, bankalar da ciddi zararlar yazmaya başlamıştı. Aradan 15 gün geçtiğinde Ertem efendi’nin sokağında sadece 1 tane fotokopi çeken dükkan kalmış, diğerlerinin hepsine, kelepir fiyatlarla bankalar el koymuştu.

Ertem Efendi krizden etkilendi ama bir sene sonra bu krizden güçlenerek çikti. Çünkü sokaktaki tek fotokopi dükkanı olmaya devam ediyordu. Günde bin beşyüz fotokopi çekiyordu ama, huzurlu ve mutluydu. Her akşam babasına dualar gönderiyor.

Sezai Bey; evini de haczettiler, eşi evi terk etti. Şu an Taksim’de çig köfte satıyor. Eski günlerindeki ihtişamını diğer seyyar satıcılara anlatıyor.

***

Türk işletmelerinin yabancı para borçları 2001 yılında 36 milyar dolar iken 2007′nin sonları itibariyle 135 milyar dolara ulaştı. Bu işletmeler yatırım yapıyorlar, çünkü bu işletmelerin mallarına olan talep hala canlı. Sadece hizmetler sektöründe istihdam artıyor. Çünkü üretim sektörleri, ithal ürünlerle rekabet edemedikleri için, mal ithal edip satan hizmet sektörlerine dönüştüler.

Bu yazıda geçen bazı sözcüklerin, Türkiye için Türkçe karşilıkları

Fotokopi: Mal ve hizmet
Fotokopi makinesi: Yatırım malı
Ögrenci: Tüketici
Fotokopi dükkanı : Türk işletmeleri
Ertem Efendi: Özkaynakla büyüyen ama yavaş büyüyen muhafazakar
Sezai Bey: Yabancı kaynakla büyüyen, risk alan yatırımcı

Bu yazıda geçen bazı sözcüklerin, ABD için Türkçe karşilıkları

Fotokopi: Mortgage’a dayalı kağıtlar (CDS’ler)
Fotokopi makinesi: Konut ve gayrimenkul
Ögrenci: Subprime mortgage tüketicisi, mortgage kredisi alan
Fotokopi dükkanı : Mortgage şirketleri
Bankacı : Mortgage şirketlerine kredi veren dev yatırım bankaları

ÖNEMLI NOT: Bu yazıyı bir kriz sinyali olarak yazmadım. Şu an ekonomimizde hala sorun yok ve dışarıdan para gelmeye devam ediyor ve panik yapacak bir şey yok. Eğer bir sorun görürsek, “Ögrenciler Artık Fotokopi Çektiremiyor” başlıklı bir yazı yazacağız. Bu nedenle şimdilik yabancılar ne yapıyorsa, siz de onu yapmaya devam edin. Onlar döviz bozdurup yüksek faize para yatırmaya devam ediyorlar. Onlar dövizlerini geri almaya başladıklarında sizler de yine onların yaptığını yapabilirsiniz. Çünkü bir gün dövizlerini aldıklarında, kelepir fiyatlara düşen fotokopi makinalarını ve fotokopi dükkanlarını toplamaya gelecekler. 

Dr. Yaşar ERDİNÇ*

*: Dr.Yaşar Erdinç’in bu yazısı, yazarın www.bilgeyatirimci.com adresindeki köşesinden alınmıştır.



Recently:


You must be logged in to post a comment.

Name (gerekli)

Email (gerekli)

İnternet sitesi

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Share your wisdom